Eğlencenin Kültürün ve Dostluğun Buluştuğu Site
Karegoriler  
  Ana Sayfa
  İletişim
  Ziyaretçi defteri
  Forum
  Oyunlar
  Şiirler
  Fıkralar
  Hikaye
  İlginç Yasaklar
  Komik İş İlanları
  Bilim Adamlarını Bile Şaşırtan Sorular
  Müzikler
  Komik Resimler
  Videolar
  Anket
  Yıldız Futbolcuların Resmi
  Msn Adabı
  Kitaplar
  Mekanlar
  İslami Yazılar
  Tuyolar
  Bilmeceler
  İlginç Bilgiler
  Gerçek Şakalar
  Komik Siteler
  İlginç İcatlar
  Komik Videolar
  Komik Haberler
  Oyun Hileleri
  Dini Hikayeler
  Gazeteler
  Komik Sesler
  Hayatın İçinden
  Burçlar
  İlahiler
  Karikatürler
  Bedava Televizyon İzle
  Galeri
  Ders Nasıl Çalışılır?
  Türkiye Şehir Resimleri
  Galatasaray 100.yıl Resimleri
  Galatasaray Futbolcu Resimleri
  Fenerbahçe Duvar Kağıtları
  Fenerbahçe Futbolcu Resimleri
  Beşiktaş Resimleri
  Beşiktaş Futbolcu Resimleri
  Trabzonspor Resimleri
  Trabzonspor Futbolcu Resimleri
  İcatlar ve Keşifler
  Evren ve Dünya
  Bilim Adamları
  Uzay Araştırmaları
  Genel İcatlar...
  Reklam alanı
Hikaye
Acele Karar Vermeyin
 
Köyün birinde bir yaşlı adam varmış. Çok fakirmiş ama Kral bile onu kıskanırmış...Öyle dillere destan bir beyaz atı varmış ki, Kral bu at için ihtiyara nerdeyse hazinesinin tamamını teklif etmiş ama adam satmaya yanaşmamış.. "Bu at, bir at değil benim için; bir dost, insan dostunu satar mı" dermiş hep. Bir sabah kalkmışlar ki,at yok. Köylü ihtiyarın başına toplanmış: "Seni ihtiyar bunak, bu atı sana bırakmayacakları, çalacakları belliydi.Krala satsaydın, ömrünün sonuna kadar beyler gibi yaşardın.Şimdi ne paran var, ne de atın" demişler...İhtiyar: "Karar vermek için acele etmeyin" demiş."Sadece at kayıp" deyin, "Çünkü gerçek bu.Ondan ötesi sizin yorumunuz ve verdiğiniz karar.Atımın kaybolması, bir talihsizlik mi, yoksa bir şans mı? Bunu henüz bilmiyoruz. Çünkü bu olay henüz bir başlangıç.Arkasının nasıl geleceğini kimse bilemez." Köylüler ihtiyar bunağa kahkahalarla gülmüşler.Aradan 15 gün geçmeden at, bir gece ansızın dönmüş...Meğer çalınmamış, dağlara gitmiş kendi kendine.Dönerken de, vadideki 12 vahşi atı peşine takıp getirmiş.Bunu gören köylüler toplanıp ithiyardan özür dilemişler."Babalık" demişler, "Sen haklı çıktın. Atının kaybolması bir talihsizlik değil adeta bir devlet kuşu oldu senin için, şimdi bir at sürün var.." "Karar vermek için gene acele ediyorsunuz" demiş ihtiyar. "Sadece atın geri döndüğünü söyleyin.Bilinen gerçek sadece bu. Ondan ötesinin ne getireceğini henüz bilmiyoruz. Bu daha başlangıç.Birinci cümlenin birinci kelimesini okur okumaz kitap hakkında nasıl fikir yürütebilirsiniz?" Köylüler bu defa açıkça ihtiyarla dalga geçmemişler ama içlerinden "Bu herif sahiden gerzek" diye geçirmişler...Bir hafta geçmeden, vahşi atları terbiye etmeyeçalışan ihtiyarın tek oğlu attan düşmüş ve ayağını kırmış. Evin geçimini temin eden oğul şimdi uzun zaman yatakta kalacakmış. Köylüler gene gelmişler ihtiyara."Bir kez daha haklı çıktın" demişler. "Bu atlar yüzünden tek oğlun, bacağını uzun süre kullanamayacak. Oysa sana bakacak başkası da yok.Şimdi eskisinden daha fakir, daha zavallı olacaksın" demişler. İhtiyar "Siz erken karar verme hastalığına tutulmuşsunuz" diye cevap vermiş."O kadar acele etmeyin. Oğlum bacağını kırdı.Gerçek bu. Ötesi sizin verdiğiniz karar. Ama acaba ne kadar doğru. Hayat böyle küçük parçalar halinde gelir ve ondan sonra neler olacağı size asla bildirilmez." Birkaç hafta sonra, düşmanlar kat kat büyük bir ordu ile saldırmış. Kral son bir ümitle eli silah tutan bütün gençleri askere çağırmış. Köye gelen görevliler, ihtiyarın kırık bacaklı oğlu dışında bütün gençleri askere almışlar. Köyü matem sarmış. Çünkü savaşın kazanılmasına imkân yokmuş, giden gençlerin ya öleceğini ya da esir düşeceğini herkes biliyormuş. Köylüler, gene ihtiyara gelmişler... "Gene haklı olduğun kanıtlandı" demişler. "Oğlunun bacağı kırık ama hiç değilse yanında. Oysa bizimkiler, belki asla köye dönemeyecekler. Oğlunun bacağının kırılması, talihsizlik değil, şansmış meğer..." "Siz erken karar vermeye devam edin" demiş, ihtiyar. "Oysa ne olacağını kimseler bilemez. Bilinen bir tek gerçek var. Benim oğlum yanımda, sizinkiler askerde... Ama bunların hangisinin talih, hangisinin şnssızlık olduğunu sadece Allah biliyor." Lao Tzu, öyküsünü şu nasihatla tamamlamış: "Acele karar vermeyin.Hayatın küçük bir dilimine bakıp tamamı hakkında karar vermekten kaçının. Karar; aklın durması halidir.Karar verdiniz mi, akıl düşünmeyi, dolayısı ile gelişmeyi durdurur.Buna rağmen akıl,insanı daima karara zorlar. Çünkü gelişme halinde olmak tehlikelidir ve insanı huzursuz yapar.Oysa gezi asla sona ermez. Bir yol biterken yenisi başlar.Bir kapı kapanırken, başkası açılır.Bir hedefe ulaşırsınız ve daha yüksek bir hedefin hemen oracıkta olduğunu görürsünüz."
Acı
  Sizin için ne derece önemi var bunu bilmiyorum ama ben bu satırları yazarken gözümden damlalar akıyor klavye üzerine. Erkekler ağlamaz lafı bana göre değil. Ağlamaktan hiç utanmadım,duygularım,acılarım beni boğduğu zaman hep ağladım.Yine ağlıyorum... Sizleri tanımıyorum ama sizlerle paylaşmak istiyorum.Lütfen;bu satırlara bir seven olarak sahip çıkın ve lütfen yazılı satırlar olarak geçmeyin. Okudukça yeryüzünde insanlar neleri yaşarmış diyeceksiniz buna eminim. Bir memur ailenin en küçük çocuğu olarak babamın tayininin çıktığı bir köye taşındık.Huzursuzdum,okulumu bir köy okulunda okumaktansa ,şehirde medenice okumak istiyordum.kaydımı yaptırdı babam okula.İlkokul 4. sınıftan başladım köy okuluna.Beni bir sınıfa verdiler.Öğretmen köyde yabancı olduğumu biliyordu ve hangi sıraya oturmak istiyorsan otur dedi bana.Bir kızın yanı boştu sadece oraya oturdum.Hayatımı adadığım,gidişiyle beni bitiren insanla ilk o zaman tanıştım.İsmi Altınay idi.Çocuk yaşımda bile onun güzelliği beni çok etkilemişti.Masmavi gözleri,gamze yanakları ile arada bir bana dönüp gülüşü,yanlış yazdığım notlarımda kendi silgisiyle defterimdeki hatayı silmesi beni o minik yaşımda ona bağladı.O dönemlerde çocukça bir arkadaşlıktı. Zaman ilerledikçe onsuz tek saniye geçiremiyordum.ya ben onlara gidip ders çalışıyor, yada o bize geliyordu.Mükemmel bir paylaşımcıydı.Yüreğini,sevgisini,dostluğunu daha o yaşta vermişti bana.İlkokulu birlikte okuduk ve aynı sırada bitirdik.Hep onunla hep ona biraz daha alışarak. Ortaokula geçtiğimizde ailelerimize rica ettik ve bizi aynı okula yazdırdılar, hatta aynı sınıfa,hatta aynı sıraya oturmamız için babalarımız öğretmenlere adeta yalvardılar.Başarmıştık. Yine aynı sıradaydık.Geride kalan ilkokul dönemindeki iki yılda anladım ki onsuz hayat bana huzur vermiyordu.Yaşımız olgunlaştıkça o beni,ben onu daha çok seviyordum.Çocukça başlayan arkadaşlığımız sevgiye aşka dönüşmüştü ortaokul yıllarımız bitmek üzereyken.Şehir merkezinde.Ailelerimiz liseye geçtiğimiz sırada ortak bir karar aldılar.Buna göre tek ev kiralayacak ikimiz aynı evde kalacaktık.Annem de bizimle kalacaktı.Allah'ım o karar bize iletildiğinde dakikalarca sarmaş dolaş kutlamıştık bunu.Ona aşık olmuştum.Aynı duyguları o da paylaşıyordu ve bunu fareden ailelerimiz okul bittiğinde evlendirelim diye karar almışlardı bile.Ona tapıyordum artık.Haşa Allah'a şirk koşar gibi günah işlercesine seviyordum.İlk elini tuttuğumda sakın bir daha bırakma demiştim. Yanakları kızarmıştı,utanmış ve başını önüne ! eğmiş,gülümsemiş ve elimi sıkı sıkı kavramıştı.Artık her gün elele tutuşup okula gidiyor okuldan çıkarken elele dolaşıyor geziyor öyle gidiyorduk evimize.Arada bir elleri terler ve her terleyişte elini elimden kurulamak için çekerdi.Bunu her yaptığında kızar elimi bırakma diye azarlardım,hep tamam tamam diyerek gülümser ve hızla elini avucuma sokuştururdu. Her şey harikaydı,dünya cennet gibiydi gözümüzde.Yıllar akıp gidiyordu mutluluk içinde.Nihayet liseyi de bitirmek üzereydik.karne dönemi gelmişti.Karnelerimizi aldık hiç kırığımız yoktu.Sevinçle sarıldık birbirimize elimi tuttu.bunu kutlamak için bir cafeye gidip cola içerek kutlayacaktık.Okulun az ilerisinden geçen bir çakıl yol vardı.Her zaman toz duman içinde olurdu.çakıllarla kaplıydı.O yolun benim ve ölürcesine sevdiğim insanın ayrılmasında bu kadar rol oynayacağını bilsem hiç girer miydik o yola.Neler vermezdim o yolu yürümemek için. Eli yine elimdeydi,ansızın elini çekti,terlemişti yine eli.Sanırım dört adım atmıştım.Dönüp yine azarlayacaktım.Çünkü hem elimi bırakmış,hem de geride kalmıştı.Dönüp baktığımda Dünya başıma yıkıldı.Sanki gök kubbenin altında kaldım.yerdeydi ve yüzünden kan fışkırıyordu.ne yapacağımı bilemedim üzerine kapandım yüzüne yapışmış saçlarını kaldırdığımda hayatımı bitiren o görüntüyle karşılaştım.Başı kesilmiş bir tavuk gibi çırpınıyordu.Suratına bir taş parçası bıçak gibi saplanmıştı ve bakmaya doyamadığım mavi gözlerinden biri akmıştı.Suratının yarısı yoktu.Hırlıyordu bana bir şeyler demek istiyor kanla kaplı diğer gözünü temizleyerek bana bir şeyler demeye çalışıyordu.Yoldan geçen bir kamyonun tekerinin altından fırlayan bir taş suratına saplanmıştı.Ölürcesine bir aşkı,geleceğimizi kibrit büyüklüğünde bir taş parçasının bitireceğini bilemezdim.Donuk donuk hiç konuşamadan yüzüne bakmaktan başka bir şey yapamıyordum. Ellerini tuttum kaldırdım başını göğsüme dayadı ve elimi sıkı sıkı tuttu.Akan kan ellerimize damlıyordu.Yoldan geçen bir araba durmuş bizi seyrediyordu,hastaneye yetiştirelim dediğimde kanlı olduğu için almadı ve kaçtı gitti.Kimse arabaya almıyordu.çevreme bakıp yardım eden demekten,ona dönüp seni seviyorum,beni bırakma,dayan demekten başka bir şey yapamıyordum.İki dakikalık bir çırpınıştan sonra kucağımda öldü.Cennet olan Dünya 5 dakikada cehenneme döndü.Tam dokuz yıl oldu onu yitireli.Kendime olan güvenimi yitirdim.Artık kimseyi sevemem,kimsede beni sevemez korkusundan kurtaramıyorum kendimi.Bitkisel hayatta gibiyim.Tek elimde kalan bu net.bu net aracılığıyla sizinle paylaşmak istedim.Yitiren,ya da ben yitirenle paylaşmak isteyen herkese elleri terlese bile ellerimi bırakmamaları şartıyla elimi uzattım.Dost,kardeş,arkadaş ne olursanız olun ama elimi bırakmayın.Size sesleniyorum, elimi bırakmayın lütfen...
Acılara Ben Kefilim
 
Gözlerinin hasretinde yüregim bosluklarda sesini arıyor...Yankılansa sesin odama ve gözlerin geceme yıldız misali düşse yeter bana..Baska bir sey istemiyorum....Bir tek gülüsün tüm acılarıma iyi gelecek kadar güzel..Ve seninle yasayacagımız güzel günler tüm hayatıma bedel..Bos duvarlara ismini söylüyorum ve seni yıldızlara soruyorum acaba neler yaptı diye...Vurulmusum sana ,gözlerine yanıyorum bir alev topu giibi..Hasretin sanki volkan gibi kösebaslarinda patlıyor..Sensiz düsüncelere dalsam her fikrim kör kursunlara ispat ediyor...Gözlerinden mahrum gecelerim katrana boyanıyor ...Ucurtmalarimi senden haber alır mi diye omuzlarımdan kaldırdım..Yüregimi göcmen kuslarla sana yolladim..Bos gelmeyeceklerdi biliyorum...Yüregini ve gözlerini bırakacaklardı avuclarıma...

Acıların yarınlarda müjde kokan ciceklerdi..Düsünsene karların altındaki citlenbikleri...Aylarca toprakla kar arasında kalırlar..Ama içlerinde hicbir zaman umutsuzluguna yenilmezler.Yaprakları hazani andırsa da icindeki umutlarını sererler dudaklarına..Bahar oldu mu nazlı bir gelin gibi günesin koynuna girerler.. Tüm umutlarını günesle sevda kokan yüreklere sererler...Aynı o misal sende hicbirseye yenilmeyeceksin..Yarınlarını bahar addedip icindeki sevgi yapraklarını yüregime sunacaksin..Her yapragıda ölümüne sevdanin naif durusunu, yalnızlıga karsi dik baslılıgını ve acılara karsı metanetini görecegim..Gördükce sımsıkı saracagım seni..Bırakmayacagim seni acıların kollarına ...Bu kadar kolay pes etmeyecektik fani yaralarımıza...İyilesmesi yılları sürecek acılarına ben her gün nefesimle merhem olacagim..Yavas yavas iyileseceksin...her güneste sana umutları bırakacagim ve gözlerin dünden daha iyi parlıyorsa o zaman daha cok saracagim iyilesmen icin...Tüm acılarina ben kefilim..Yeter ki sen mutluluklara gülümse.
Ada Sahibi ya da Ada Olmak
  Tanınmış gezgin Thomas Cook, bir araştırma gezisi sırasında Atlas Okyanusu'nun ıssız bir yerinde, çığlıklar atan milyonlarca kuşun havada daireler çizerek uçtuğunu gördü. Kulakları sağır edecek denli yüksek sesle çığlıklar atan kuşların kimileri yoruldukça, kendilerini okyanusun dev dalgaları arasına atıyorlardı. Onlar bu son hareketleriyle yaşamlarına son veriyorlar, kendilerini okyanusun dalgalarına bırakırken, çaresizlikten ölüme teslim oluyorlardı.

Bu olaya yalnızca Thomas Cook değil, o bölgede ki balıkçılarda yıllardır tanık olmuşlardı. Kuş bilimcileri ise, yaptıkları araştırmalarda göçmen kuşların farklı yönlerden gelerek okyanusta bu noktada birleştiklerini keşfediyorlar, fakat onların, birbirleri peşisıra kendilerini ölümün kucağına atmalarının nedenini bir türlü çözemiyorlardı.

Gerçek, geçtiğimiz yüzyılın ortalarında anlaşıldı. Bu trajik olayın yaşandığı yerde bir zamanlar bir ada vardı. Göçmen kuşların göç yolu üzerinde bulunan bu ada, bir deprem sonunda, okyanusa gömülmüştü. İnsanların, yok olduğunun bile ayırdına varamadıkları ada, göç yollarının ortasında kuşlar için vazgeçilmez "dinlenme" durağıydı. Kuşlar binlerce yıllık kalıtımsal alışkanlıklarıyla adanın yerini bilmekteydiler ve yıpratıcı, uzun yolculuklarının ortasında, biraz dinlenebilmek ve toparlanabilmek için, yine binlerce yıllık kalıtımsal güdüleriyle, okyanusun ortasındakiadaya geliyorlardı ama... Olması gereken yerde adayı bulamayınca, yorgunluktan bitkin bedenlerini çığlık çığlığa okyanusun sularına bırakmak zorunda kalıyorlardı.

Söz kendini toparlamaktan açılmışken soralım. Sizin hiç "kendinizi toparlayacağınız" bir adanız oldumu? Yaşamın uzun "göç yolları"nda acaba, sizinde bir yudum taze soluk alabileceğiniz, yolunuzun kalan bölümüne dinç olarak devam etmenizi sağlayabileceğiniz bir adaya sahip olabildiniz mi? Birgün yerinde bulamadığınızda ise, ona illede ulaşmak ve sığınmak için başınız dönercesine, dengeniz bozulurcasına çırpınıp kanat çırptığınız bir ada yaratabildiniz mi yaşamınızda kendinize?

Herşeyi sınırsızca paylaşabildiğiniz bir dost, yola birlikte çıkacak denli güven duyduğunuz bir arkadaş, size her zaman huzur verecek bir eş, ulaşmak için yıllardır uğraş verdiğiniz bir amaç edinebildiniz mi? Şöyle daha bir iyi bakın çevrenize... Size gelen, size sığınan...Sizin gittiğiniz, sizin sığındığınız...Sizin bulduğunuz dostlarınızı bir düşünüverin. Sonra da bir gerçeği görüverin gözlerinizle:

Sizin durup , soluklandığınız ve kendinizi toparlayabildiğiniz kaç adanız var çevrenizde ve...

Durup, sığınmak ve kendilerini toparlayabilmek gereksinimi duyan kaç dostunuz için siz bir adasınız?
Aldatan Aldanır
 


-Nereye gidiyorsun?
Kadın yıllardır bir yastığa baş koyduğu eşine bunu sordu. Eşi sessizce küçük bir valize giysilerini yerleştiriyordu.
-İçim daraldı ,
-iş yerinde çok bunaldım biraz bir yerlere gidip kafamı dinleyeceğim.
-Bir arkadaşın şimdi boş olan yazlık evine gitmek istiyorum.
-O da nerden çıktı?
-Üç çocukla beni yalnız mı bırakacaksın?
-Kaç gün kalacaksın?
Sorularını ardarda sıralarken yüreğine bir şüphe çoktan düşmüştü .
-Fazla kalmam .
-Üç beş gün falan.
-İş yerinden izin aldım.
Adam bunları söylerken farkettiki hiçte rahat değildi, kadın bir şeyler hissetmişti sanki. Gözlerindeki yalan söyleyenlerin kaçamak bakışlarını bir türlü saklayamıyordu. Aylardan kasımdı, havada yoğun bir sis vardı,gözgözü görmüyordu.
-Hava çok kötü .
-Bula bula bu günümü buldun gidecek?.
-Endişe ederim..!
-Vazgeç sonra gidersin.!
Kucağında henüz altı aylık kızı ağlamaya başlamıştı. acıkmıştı. Diğer iki çocuğuda babalarının gidişine üzgün bakıyorlardı.
-Hadi git bakalım.
-Eğer gidişin dediğin sebeptense yolun açık olsun!
-Değilse Allah bilsin artık! Hiç olmazsa ne düşündüğünü açıkça söylemesede şüphesini bu imalı sözlerle belirtmişti ya, rahatlamıştı.
-Alasmarladık,çocuklara iyi bak!.
-Ben bir iki güne gelirim.
-Bu parayı ekmek parası yaparsın!diyerek karısına kaçamak bir öpücük kondurup evden çıktı.
-Hayrola arkadaşım !sabah sabah üç çocukla bu ne telaş gelmişsin?.
-Sorma ....abla benimki bu sabah sudan sebeple ....gitti,ona inanmadım yüreğimde bir darlık vardı biraz rahatlarım diye sana geldim.
-oooo...hanım hoş geldin!
-Merak etme erkekler böyle delilikleri bazen yapmak isterler.
-Korkma ...yanlış bir şey yapmaz..diye seslendi arkadaşının eşi.
Arkadaşıyla gün boyu oturup evlilik üzerine konuştular... hanım daha yaşlı ve tecrübeliydi. Ona inandı çocuklarını alıp eve döndü. Ezan okunuyordu. İçinden,''her şeyin hayırlısını nasip et Allahım ''diye dua etti kadın.
-Kim o..?
Kadın sabah sabah çalan kapıyı açtı..Aman Allahım eşi bir sonraki günün sabahı kapıda bitivermişti..Niye gelmiştiki?..Hani kafa dinleyecekti? Hiçte dinlenmiş gibi bir havası yoktu...Gittiği yerden bir gece kalmış ve dönmüştü.
-Hayrola ne oldu?dedi kadın sevincini belli etmeden. Fazla konuşmadılarda. Çocuklar babalarının gelişne ne çok sevinmişlerdi.
Ertesi gün eşi işe başladı. Yaşamlarında değişen bir şey yoktu ama sanki sessiz konuşmalar yapılıyordu da kimse duymuyordu.. Bir akşam sadece şunları konuştular;
-Hava çok kötüydü,yola devam etmedim,... inip bir otelde sabahladım.. geldim.
-Yalnızmıydın?
-Evet kim olacaktıki?
-öyle olsun...anlatmak istediğin başka bir şey varsa dinlerim...
Adam iyice mahçuptu şimdi..bu kadın içini mi okuyordu?...
-Hayır ne olsunki?
-Bu gün eve bu celp geldi,açıp baktım mahkemeye çağırıyor , ne yaptında geldi..?
-Bir şey değil ya! bir yanlış anlamadır mutlaka...öğrenirim sen merak etme!
Adam mahkemeye gidince anladı. Aslında bir otelde değil bir evde sabahlamıştı, kaldığı evin sahibide onu hırsızlıkla suçluyordu. O evde beraber sabahladığı kadın sözde evsahibi kadının altınlarını çalmıştı.. Hani ev boştu? Hani arkadaşının eviydi? Hani otelde yanlızdı? Şimdi bunların cevabını eşine nasıl anlatacaktı? Anlatmaya mecburdu çünkü işin ucunda hapis cezası,işinden men, yada kefaret ödeyerek şikayet edenin şikayetini geri alması vardı .
-Sana anlatmak istediğim şeyleri sözümü kesmeden dinlermisin..?
-Sonra İstersen kız bağır.
-Hepsini hakettim!
-Beni affadermisin?
Eşinin dizlerine kapanmıştı, bir yandanda çocuk gibi ağlıyordu.. Allah büyüklüğünü göstermişti. Her şeyi bir bir anlattı. Heyacanla başladığı şey kabusa dönmüştü.. bir hevesti.. yanılmıştı...
-Seni çok seviyorum..
-Ne olur beni affet!
-Bunu şimdi daha iyi anlıyorum...!
Saatlerce konuştular.. iki tarafta eksiklerini ortaya dökmüştü. Olan olmuştu..!
-Seni anlıyorum ..
-Seni ihmal ettiğimin farkında değildim..
-Ev işi,çocuklar,sorumluluk derken birbirimizi unutmuşuz..sonucuda bu!.
-üç coçuğumuz var,onların hatırına unutmaya çalışacağım.
-Çalışacağız başka çare yok!
-Ama affetmem yıllarımı alacak.....
-Bunu bilmelisin!dedi kadın.
Kadınında desteğiyle para bulundu, kefaret ödendi, mahkeme bitti..!
Aradan yıllar, yıllar geçti.... Bir aradalar.. Ayrılmadılar... ama ikiside hiç unutmadılar!..
Bu hikayenin sonunda da bir tavsiyem var; Aldatan aldanır..Aldatmayın !!
Anne ile Oğlu
  -Oğlum hazır mısın?
-Evet anne hazırım.
-Dur bir bakayım hele.Amanın oğlum bu halin ne böyle ütüsüz giysileri giymişsin kızın karşısına buruşuk buruşuk çıkmayı mı planlıyorsun?
-Öff be anne bir şey olmaz yaa.
-Olmaz olur mu a benim salak oğlum. Bir kızın karşısına böyle mi çıkılır? Öncekilerin seni terk etmelerine şaşmamak lazım. -Aman be anne açma gene şu konuyu.
-Ne demek açma şu konuyu. Yaşın gelmiş 23 e çıktığın kız sayısı toplasan belki 5 tane. Ama sen ne yaptın hiç birisiyle anlaşamadın. En fazla süreyle çıktığın toplam 1 haftaydı o da zavallı 5 gün yatakta yatmıştı. Ayrılma kararını 7. güne ancak verebilmişti.Ahh ahh ne de iyi bir kızdı.
-Hadi be anne ancak 1 gün görmüştün onu.
-Unuttun mu a benim hödük oğlum. Onu sana ben bulmuştum.
-Yapma be sen mi bulmuştun? Hiç hatırlamıyorum.
-Hatırlasan şaşardım zaten. Zaten hangisini hatırladın ki. Bak a benim güzel oğlum. Bugünkünü sakın kaçırma. Çok iyi bir ailenin kızı o. Ailesinin durumu da iyi , okuyor da. Zaten bugün için zor ayarladım onu sana. Bak a benim melek oğlum artık evlenme çağın geldi de geçiyor bile. Evlenmeni istiyorum. Torun sahibi olmak istiyorum anladın mı?
-Tamam anne anladım merak etme. Bugün kesin bağlıyorum Sevgi’yi.
-İyi anlamana sevindim. Bak şimdi Sevgi hakkında birkaç şey öğrendim senin için.
-Nedir?
-Birincisi nazik erkelerden hoşlanıyor. Onun yanında oldukça kibar olmaya çalış , öküzleşme olur mu?
-Kimin yanında öküzleştim ki?
-Aslı’yı unutuyorsun galiba?
-Aslı’mı?
-Bak adını bile hatırlamıyorsun.
-Hayır hatırlıyorum onu 90-60-90 lık dilberi diyorsun.
-Aha senden de ancak bu beklenirdi. Oğlum böyle konuşmayacaksın işte daha nazik olacaksın sevdiğinin yanında. Yazık Aslı’nın yanında laf atmadığın kız kalmamış. Üstelik bir de ona dilber diyorsun.
-Ama ne yapayım daha dilberini görünce dayanamıyorum.
-Oğlum şimdi sana diyeceklerimi iyi belle. Sevgilinin yanında asla başka kızlara yan gözle bakma bakacağın tek kız sevgilin olsun. Yüz yüze konuşurken gözün gözlerinde elin de ellerinde olsun. Öyle bir olun ki sanki bir bütünmüş gibi anladın mı? -Tabi ki anladım.
-Nah anladın. Öncekiler için de böyle demiştin. Ne oldu peki sıfıra sıfır elde var sıfır. Neden böyle davranıyorsun anlamam ki? Sakın Sevgi’nin yanında da Melek’in yanında olduğu gibi geğirip etme olur mu?
-Ama anne geğirmek insan sağlığı için çok faydalı bir eylemdir. Doktorlar…!
-Ulan susacak mısın sen. Doktoru ne karıştırıyorsun işe. Doktor mu Sevgi ile çıkacak. Deminde dedim şimdi de diyorum onun yanında nazik ol biliyorum kesin olamayacaksın ama elinden geldiğince nazik ol. Dışarı çıktığında bir çiçekçi bul ve hemen ona en güzellerinden bir bukle yaptır.
-Ne gerek var ki o kadar paraya. Şu bizim belediye parkından iki üç adet papatya yolar götürürüm.
-Bak gene açtıracaksın ağzımı. Yazık Neşe’ye de böyle yapmıştın zaten. Ağlaya ağlaya yanıma gelmişti kızcağız zor teselli etmiştim. Dert etme sen parayı bak sana dolu para veriyorum En iyilerinden çiçek yaptırıp götür Sevgi’ye.
-Üff , tamam olur.
-Bir de bir yerlerde bir şeyler yedikten sonra da hesabı sen öde sakın ona ödetme olur mu?
-Olmaz. Alman usulü hesap en iyisidir. Herkes kendi parasını ödesin.
-Şimdi sana bir çakacağım ana usulü , göreceksin alman usulünü. Yavrucuğum anlamamak için neden bu kadar ısrar ediyorsun. Bir kızla çıkarken onu mutlu etmenin en önemli yollarından birisi hesabı ödemektir. Zaten zavallı neşeye iki papatya götürdüğün gün bir de hesapları ödetmişsin zavallıya.
-Ödeyecekti tabi param kalmamıştı.
-O gün altılı ganyana yatırırsan tüm paranı kalmaz tabi.
-Ne yapayım dehşet bir tüyo gelmişti elime ah bir rüzgar yeli kazanaydı…
-Oğlum bak bir kızla çıkacakken atı ne yapacaksın sorabilir miyim atla mı çıkacaksın tüm paranı ona yatırıyorsun. Bir kıza kendini sevdirebilmenin yolu altılı oynamak değildir. Onun için o gün her türlü fedakarlığı yapabilmektir.
-Pekala bir daha altılı oynamam. Zaten sıkılmıştım altılıdan. Artık sayısal loto oynayacağım.
-Loto kadar loto olasın salak üstü salak oğlum. Hiçbir şans oyunu o kızı sana sevdirmez. Eğer oynamazsan şansın daha yüksektir. Zaten bir kızı kendine sevdirebilmek en zor şans oyunundan bile daha zordur. Çünkü o oyunda belli bir sıra içinden rakamları seçersin ama bir kızı etkilemeye çalışırken beynin o anda tüm fonksiyonları ile çalışmaktadır anladın mı.
-Evet bu sefer kesin anladım.
-Allah’ım bana bu günleri de gösterdin ya sana şükürler olsun yarabbim.
-Amin amin.
-Bu arada Sevgi’yi doğru düzgün bir yere yemeğe götür. Aysel’e yaptığın gibi lahmacuncuya falan götürme.
-Anne her şeyine tamamda lahmacunuma karışamazsın. Hiçbir şeyin zevki lahmacun yemenin zevkini veremez. Hele bir de onu hazırlarken limon sıkıyorsun ya… Ooof offf.
-Limoni oğlum şunu unutma ki lokantaya kişisel zevklerinden gitmiyorsun sevdiğini mutlu edebilmek için gidiyorsun. Bir kızı mutlu edebilmenin yolu önce kendini mutlu edebilmek değildir. Bunu asla unutma. O yüzden onu düzgün bir yere götür.Önce onu mutlu et sen zaten o sırada mutlu olursun.
-Tamam , buna da tamam.
-Ayrıca buluşma noktanızda sahil falan varsa akşam onu sahile götür olur mu. Yazık Suna’ya yaptığın gibi işkembe çorbası içtikten sonra birahane de maç izletmeye götürme.
-Ne yapabilirdim ki o gün Fener’in çok önemli bir maçı vardı kesin izlemem gerekti. Ölüm kalım maçı bile denebilirdi.
-Oğlum açtıracaksın ağzımı gene bilmiyor muyum sanıyorsun sezonun ikinci hafta maçıydı.
-İşte o yüzden önemliydi takım oturmuş mu görmem lazım idi.
-Şimdi senin suratına bir oturtacağım sen de tam oturmuş olacaksın. Hiçbir kıza istisna durumlar hariç maç izlettirilir mi. Hem işkembeci de çorba içirtmen ayrı bir sorun.
-Olur mu be anne tarihi işkembeciydi orası. Dehşetti işkembesi özellikle bir sirkesi vardı ki…
-Bu kadar olur yani. Bir kız nasıl bunaltılır diye bir yarışma açsalar uzak ara birinci olursun vallahi.
-Anne.
-Efendim.
-Bir dakika odama gidip geleceğim.
-Çabuk ol geç kalacaksın zaten.
-Hemen geliyorum.
Biraz sonra.
-Aha da geldim.
-O elindeki de ne öyle.
-Bir yarışmadan bahsetmiştin ya.
-Evet.
-Geçtiğimiz günlerde öyle bir yarışma açılmıştı da ilçede kazandım.
-İyi halt ettin. Millete de kendi öküzlüğünü ispatlamış oldun bravo yani.
-Ödül alıyorum gene de yaranamıyorum sana.
-Aaa tabi ki oğlum dehşet bir başarı elde etmiş Bir kız nasıl bunaltılır dalında uzman olmuş. A benim zevzek oğlum başarı bu değildir. Bunu herkes yapar. Demin de söyledim gene söyleyeyim esas başarı onu elde etmektir.
-… -Susarsın tabi. Peki neden böyle yapıyorsun söyler misin? Neden kızlardan kaçıyorsun? Neden hepsini kendinden nefret ettiriyorsun nedir derdin sadist misin nesin?
-Elbettte bir nedeni var anne.
-Nedir bir nedeni. Yoksa onlar uzaylı mı?
-Değil tabi ki söyleyemem.
-Ne o yoksa yumuşak mısın? Böhüüe Allah’ım bugünleri de görecektim.
-Aman Allah göstermesin Anne bu nasıl söz. Şeytan kulağına kurşun. Olur mu öyle şey.
-Nedir peki. Snıfff.
-Söylersem kızarsın.
-Kızmam.
-Kızarsın.
-Kızmam dedim ya serseri dingil.
-Pekala söylüyorum hazırlıklı ol.
-Pekala hazırım.
-Anne?
-Gene ne var.
-Sen de kalp yok di mi?
-Hayır yok.
-İyi o zaman. Anne ben evliyim.
-!
-Anne ben evliyim.
-Evli mi , sen mi?
-Hadi canım.
-Vallahi de evliyim aha bu da yüzüğüm.
-!!!
-Bu da evlilik cüzdanım.
-Ama ne zaman evlendin?
-İki ay önce evlendim. Evlendiğim kız da gördüğün gibi kan davalımızın kızı. Kanlılarımızdan birisiyle evlenmeme oldukça kızacağını bildiğimden sana bunu söylemedim. Eşimde bu fikre oldukça olumlu yaklaştı. Bir ev tuttuk ikimiz. Hatırlarsan hafta da bir iki defa arkadaşlarda kalacağım diye çıkıyordum. Eşimin yanına , aşkıma , evime gidiyordum. Serap’ı çok seviyorum Anne. O yüzden tüm olanları da anlatıyordum ona o da bana bu zor günlerimde çok destek çıktı. Ben ona aitim bizi birbirimizden ayıramazsın anne.
-Ayıracağım falan yok oğlum. O kadar sevindim ki anlatamam.
-Gerçekten mi?
-Evet gerçekten. Hatta; Allah’ım sana şükürler olsun ki oğlum bir yumuşak değil.

Asıl Fakirlik
  Günlerden bir gün bir baba ve zengin ailesi oğlunu köye götürdü. Bu yolculuğun tek amacı vardı, insanların ne kadar fakir olabileceklerini oğluna göstermek. Çok fakir bir ailenin çiftliğinde bir gece ve gün geçirdiler.

Yolculuktan döndüklerinde baba oğluna sordu,

"insanların ne kadar fakir olabildiklerini gördün mü?"

"Evet!"

"Ne öğrendin peki?"

Oğlu cevap verdi, "Şunu gördüm: bizim evde bir köpeğimiz var, onlarınsa dört. Bizim bahçenin ortasına kadar uzanan bir havuzumuz var, onlarınsa sonu olmayan bir dereleri. Bizim bahçemizde ithal lambalar var, onlarınsa yıldızları. Bizim görüş alanımız ön avluya kadar, onlarsa bütün bir ufku görüyorlar."

Oğlu sözünü bitirdiğinde babası söyleyecek bir şey bulamadı.

Oğlu ekledi, "Teşekkürler, baba, ne kadar fakir olduğumuzu gösterdiğin için!"





Bu sayfa hakkında yorum ekle:
İsminiz:
Mesajın:
Anket Kutusu  
 

Bu Siteyi Nasıl Buldunuz?
Çok Kötü
Kötü
İyi
Süper
Mükemmel

(Sonucu göster)


 
Saat  
 


More Cool Stuff At POQbum.com

 
Sinema  
   
Rüya Tabirleri  
   
Sayaç  
   
Bugün 33 ziyaretçi (114 klik) kişi burdaydı!